Haber

Mekke Anlaşması Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması tartışılmaya devam ediyor.

Geçen Cuma günü Mekke’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanan anlaşma, üyelerden birine yönelik saldırının tüm üyelere yapılmış sayılmasını öngörüyor.

Bu yönüyle yeni üçlü ortaklık, NATO tarzı bir ittifaka benzetildi. Ancak uzmanlara göre anlaşma, en azından şimdilik NATO tarzı bir “ortak savunmayı” tetiklemeyecek.

Suudi Arabistan saldırı altında

Mekke’de imzalar, İran savaşının devam ettiği sırada atıldı. Hâlihazırda İran destekli Husiler Yemen’den, Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine ve Kızıldeniz’de Arabistan bağlantılı petrol tankerlerine saldırıyor.

Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından bu yana Tahran da doğrudan Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırılar düzenledi.

Tahran ayrıca Türkiye’ye yönelik de saldırı girişimlerinde bulundu, savaşın ilk aylarında atılan İran füzelerinin tümü NATO güçlerince havada önlendi.

Ancak şu ana kadar üçlü ittifaka üye hiçbir ülke İran topraklarını hedef almadı. Müslüman ülkeler içinde nükleer cephaneliğe sahip tek devlet olan Pakistan ise İran ile ABD arasında arabuluculuk yapıyor.

“Riyad için ek bir kalkan”

Washington merkezli düşünce kuruluşu Gulf International Forum’dan (GIF) Dania Thafer’a göre yeni ortaklık “esnek bir savunma paktı” ve önceliği caydırıcılık.


Yemen’deki askeri hareketlilik savaşı Hürmüz Boğazı’ndan Kızıldeniz’e doğru taşıyorFotoğraf: Khaled Ziad/AFP

DW’ye konuşan Thafer şunları ifade etti:

“Anlaşmanın taraflarına baktığınızda, çatışmanın ortasında bulunan Suudi Arabistan’ı görüyorsunuz. Ancak aynı zamanda hem İran hem de ABD ile ilişkileri bulunan Türkiye ve Pakistan var. Dolayısıyla bunun, Suudi Arabistan açısından ek bir caydırıcılık katmanı olduğunu düşünüyorum. Suudi Arabistan ortaya çıkan bölgesel tehditlere karşı katmanlı bir caydırıcılık yaklaşımı benimsiyor.”

İttifakın kısa vadeli hedefi “bölgenin istikrara kavuşturulması” olarak görülüyor, uzun vadede ise savunma iş birlikleri hedefleniyor.

Türkiye için yeni bir pazar mı?

King’s College London’dan Andreas Krieg, haber ajansı AFP’ye yaptığı değerlendirmede, “Bu üç ülke alışılmadık şekilde birbirini tamamlıyor” diyor.

Krieg’e göre Suudi Arabistan petrol zengini ancak sınırlı savunma teknolojisine sahip ve şimdiye kadar bu alanda ABD’ye bağımlı oldu.

Buna karşılık Türkiye ve Pakistan’ın güçlü silahlı kuvvetleri ve özellikle Türkiye’nin gelişmiş bir savunma sanayisi var ancak finansman ihtiyaçları bulunuyor.

Üç ülke arasında nükleer silahlara sahip tek ülke ise Pakistan.

Krieg şöyle diyor: “Türkiye teknolojiye ve üretim kapasitesine sahip ancak yeni pazarlara ve yatırıma ihtiyaç duyuyor. Pakistan’ın ise iş gücü, güçlü askeri kurumları ve nükleer caydırıcılığı var; ancak finansmana ve sanayi kapasitesine ihtiyacı bulunuyor.”

Atlantic Council’den Pınar Dost da benzer bir görüşü ifade ediyor. Dost’a göre, petrolden gelen gücüyle Suudi Arabistan ittifakın mali ayağını oluşturuyor. Türkiye önemli askeri kapasiteye ve büyüyen bir savunma sanayisine sahip. Pakistan ise nükleer ve füze kapasitesiyle ittifaka katkıda bulunuyor.

Mısır da ortaklığa katılacak mı?

TürkiyeToday’deki köşesinde Dost şöyle yazdı: “Bir şey şimdiden açık: ABD’nin önceliklerindeki değişimler, bölgesel aktörlerin kendi güvenlikleri konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri için alan yarattı.”


Hakan Fidan ittifaka Mısır’ın da dahil olabileceğini sölyediFotoğraf: ANKA

İttifakın yeni katılımlarla genişlemesi de bekleniyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ilerleyen süreçte imzacı üç ülke gibi ABD müttefiki olan Mısır’ın da anlaşmaya sürece dahil olmasını beklediklerini açıkladı.

Ancak potansiyel yeni imzacı olarak görülen Mısır’ın, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile de müttefiklik ilişkisi bulunuyor ve BAE ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler gergin.

Mekke Anlaşması kimi hedef alıyor?

Mekke’de imzaların atıldığı gün haber ajansı Reuters’a konuşan bir Türk yetkili, anlaşmanın tamamen savunma amaçlı olduğunu, kimseyi hedef almadığını ve NATO gibi mevcut ortaklıklara alternatif oluşturmadığını söyledi.

Bununla birlikte, anlaşmanın esas olarak iki ülkeye karşı bir caydırıcılık unsuru olarak algılandığı konusunda şüphe yok: İran ve İsrail.

Doha merkezli Middle East Council’den Hâlid el-Câbir’e göre Mekke Anlaşması’nın asıl amacı bölgede yeni bir “hegemonya kurulmasının önlenmesi.”

Genel olarak analistler anlaşmanın, İran’ı caydırmanın yanı sıra güvenilmez bir aktör hâline gelen ABD’yi dengelemeyi amaçladığı görüşünde.

El-Câbir şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Amerikan etkisinin azalması, bölgeyi kurallarının yalnızca iki aktör tarafından belirlendiği bir düzenin içine itebilir: İsrail ve İran. Mekke Paktı en iyi şekilde, iki güçten herhangi biriyle savaşmak zorunda olmayan, ancak ikisinden birinin bölge üzerinde tek başına hakimiyet kurmasını engelleyecek kadar ağırlığa sahip bir blok oluşturma yönündeki erken bir girişim olarak anlaşılabilir.”

NATO’nun 5’inci maddesi gibi mi?

Brookings Institution’dan Aslı Aydıntaşbaş ise X hesabından paylaştığı değerlendirmesinde, “İsrail ve İran, bu anlaşmanın kendileriyle ilgili olmadığını varsayarsa yanılmış olur. Siyasi düzeyde anlaşma, bu ülkelerin politikaları daha az saldırgan hâle gelene kadar onları siyasi olarak tecrit etme arzusuna işaret ediyor” görüşünü aktardı.

Öte yandan Aydıntaşbaş, metinde NATO’nun 5’inci maddesine benzer bir ortak savunma hükmü bulunmasına karşın Pakistan ve Türkiye’nin İran ya da Husilerle savaşa girmesinin düşük ihtimal olduğu değerlendirmesinde bulundu.

NATO’nun en temel ilkesi olan 5’inci madde, bir üye devlete yönelik saldırının tüm üyelere yapılmış sayılması anlamına geliyor. Bu, tüm üyelere saldırı altındaki müttefiklerine yardım etme ödevi yüklüyor. Ancak yardımın türü ve kapsamı üyelerin kendi kararına bırakılıyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın verdiği bilgiye göre, üçlü ittifakın imzacısı bir ülke saldırıya uğrarsa, ortaklarından istihbarat, lojistik destek, mühimmat veya askerî birlik talep edebilecek.

İsrail açısından ne anlama geliyor?

Anlaşmanın imzacıları olan Pakistan ve Suudi Arabistan, İsrail’i tanımıyor ve İsrail’le resmi diplomatik ilişkileri bulunmuyor. Bununla birlikte, özellikle Suudi Arabistan’ın İsrail’le örtülü ilişkiler yürüttüğü düşünülüyor.


Soldan sağa: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz ŞerifFotoğraf: Saudi Press Agency/Handout/REUTERS

Türkiye ise İsrail’i tanıyor ancak ilişkiler şu anda oldukça gergin. Ankara İsrail’in Gazze’deki faaliyetlerini “soykırım” olarak niteliyor, İsrailli bakanlar ise sık sık Türkiye hükümetini hedef alan açıklamalar yapıyor.

Erdoğan liderliğindeki Türk hükümeti İsrail’in Suriye ve Lübnan’daki askeri varlığını da Türkiye’nin güvenliği açısından tehdit olarak görüyor.

Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü’nden Oshrit Birvadker, Israel Hayom gazetesine, “Mekke Paktı İsrail açısından önemli sorunlar yaratıyor, Riyad ile normalleşme ihtimalini daha da uzaklaştırıyor” diye yazdı, ayrıca yeni ittifakın Türkiye ile İsrail arasındaki giderek büyüyen rekabeti ve gerilimi artıracağı yorumunu yaptı.

İran’dan karışık tepkiler geldi

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi anlaşmadan fazla rahatsız görünmedi. Arakçi, sosyal medya platformu X’te şu paylaşımı yaptı: “Müslümanlar birlikte durduğunda, kötü niyetli dış güçlerin karşısında her türlü zorlukla doğrudan yüzleşebiliriz.”

Bu yaklaşım, İran’ın ABD’yi bölgeden çıkarmaya yönelik argümanıyla örtüşüyor.

Benzer şekilde İran Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da, “Bölge ülkeleri, güvenliğin satın alınabilecek bir mal olmadığının farkına vardı” denildi, geçmişte olduğu gibi bundan sonra “ABD’nin sağladığını iddia ettiği güvenliğe bel bağlanamayacağı” kaydedildi.

Bakanlık Sözcüsü İsmail Bekayi anlaşmanın Tahran’ı hedef aldığına dair herhangi bir endişe duymadıklarını da vurguladı.

Öte yandan bazı İranlı gözlemciler, Suudi Arabistan’ın kendisini İran’ın saldırılarından daha güvenli hâle getirmek için Türkiye ve Pakistan’ın İran’la olan daha iyi ilişkilerinden yararlanmaya çalışıyor olabileceğini düşünüyor.

Ancak Tahran’da “Suudi Arabistan ABD’yi müttefik olarak yanında bulundururken güvende değilse, Türkiye ve Pakistan’ın desteğiyle de güvende olmayacak” şeklinde yorumlar yapıldığı da görüldü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu